16. Sayı - Şehit'ten Kale'ler Şehit'ten Kale'ler

Vefa; Charles Snodgrass Ryan

Written by ÇSATT

Tuğba Gümüşkaya / Türkçe Öğretmenliği

2015-Haziran sayımızda yer alan bu yazıya emek veren ve hazırlayan üyemize teşekkür ediyor, kalemine sağlık diyoruz.
İyi okumalar…

25 Nisan 1915 Çanakkale Muharebeleri’nin dönüm noktası… O gün sabaha karşı top sesleriyle uyanır Gelibolu Yarımadası… Bu sesler; kanlı çarpışmaların, yitip gidecek binlerce canın habercisidir. Gelibolu Yarımadası, Çanakkale Muharebeleri boyunca birçok fedakarlığa, dostluğa, acımasızlığa, kahramanlığa, acıya tanıklık etmiştir ama öyle bir gün vardır ki tarihe “Bir Darülfünun gömdük” sözleriyle kazınmıştır. O tarih 19 Mayıs 1915’tir. Gece saat 03.30’da başlayan Türk taarruzu sabah saatlerine kadar sürmüş, Türk tarafının yaklaşık 10 bin zayiat vermesiyle son bulmuştur. Gecenin karanlığının örttüğü korkunç manzara, günün ağarmasıyla birlikte gün yüzüne çıkmıştır. Belki de bu durumu en iyi anlatan ifade ”Bu manzara karşısında en kibar insan bile vahşiliği hissetmeli ve en vahşi adam bile ağlamalıdır” sözüdür. Çoğunluğunun Türk askerlerinin oluşturduğu binlerce ölü ve yaralı yerde yatmaktadır. Bu görüntünün insani boyutları bir yana sağlık açısından da olumsuz bir durum arz etmekteydi. Her iki taraf için de tehlikeli olan bu durumdan kurtulmak için taarruzdan günler sonra, 24 Mayıs 1915 tarihinde yaklaşık dokuz saat sürecek bir ateşkes imzalanmıştır. İki taraf da ateşkesin maddelerine uygun davranarak ölüleri gömmek durumundadır. Ölülerin toplanılması devam ederken yerde yatan şehit Türk askerlerine üzgün gözlerle bakmakta olan bir adam dikkat çekmiştir. Elinde bir fotoğraf makinesi, göğsünde Osmanlı madalyaları, üzerinde ise Anzak kıyafetleri… Bu yaşlı adam Plevne Ryan’dır. 93 Harbi’nde Osmanlı ordusunda doktor olarak görev yapan, gösterdiği başarılardan ötürü madalyalar alan bu Avustralyalı, Çanakkale Cephesi’nin açılmasıyla Anzak birliklerine katılarak Çanakkale’ye gelmiştir. Eski bir Türk dostu olan Avustralyalı doktor kimdir?

Charles Snodgrass Ryan

Plevne Ryan… Tam adıyla: Charles Snodgrass Ryan… 20 Eylül 1853 tarihinde Avustralya’nın Victoria eyaletinde doğdu. Charles anne babasının ikinci çocuğudur. Tıp eğitimine Melbourne Üniversitesi’nde başlayan Ryan, burada üç yıl okuduktan sonra tıp eğitimini bitirmek üzere Edinburgh’a gitti. Edinburgh Üniversitesi’nden mezun olduğunda yirmi beş yaşındaydı. Charles Ryan, bu tek başına kalma durumunu “kendi çengelime asılı” sözüyle ifade etmişti. Ryan, Bonn ve Viyana’da uzmanlık eğitimi aldıktan sonra iş bulmak için Roma’ya gitti. Roma’da Türk ordusunda doktor olarak çalışmasını etkileyecek olan İspanyol cerrah Senyor Garcia ile tanıştı. Roma’da maddi sıkıntıya düşen Ryan, bir kahvede otururken Times gazetesinde Türk hükümetinin yirmi askeri operatör aradığına dair ilan görmüştür. Bu ilanı sevinçle okuyan Ryan Londra’daki Türk Konsolosluğu’na gitmek için arkadaşı Garcia’dan para istemiştir. Charles Ryan; Garcia’nın altın saati olmasaydı Plevne’ye hiçbir zaman gidemeyeceğini ifade etmiştir. Böylelikle Ryan, önce İstanbul’a oradan da Plevne’ye uzanacak maceranın ilk adımını atmıştır.

İstanbul’dan çıktıktan sonra yolculuk esnasında Ryan’ın yazdıklarından:

“Hemen her zaman bir Bulgar köyünde mola veriyorduk ve sığınacak bir yer bulamazsak köyün camisine el koyarak yataklarımızı oraya yapıyorduk. Ben birçok kere caminin taş döşemesi üzerinde, Müslümanlığın tam kucağında uyudum ve tam bir açık kalplilikle söylemeliyim ki, Hristiyanlık dünyasında kilise çanlarının işitildiği yerde bulunuyormuş kadar uykularım kuvvet verici ve rüyalarım latif oldu.”

Charles Ryan’ın Plevne’de hayatında unutamayacağı anıları vardır. Günlük hayatını idare edecek kadar Türkçe konuşmayı orada öğrenmiştir. Hastalara kloroform vermeden “canlı” bir şekilde ameliyat yapmayı orada tecrübe etmiştir. Yıllar sonra bile hayretle hatırlayacağı birçok olaya tanık olmuştur. Onlardan bir tanesi Niş merkez hastanesi hizmetine tayin olduğunda yaşadıklarıdır:

“Doktor mevcudu yirmiyi buluyordu ve hastane tertibatı da mükemmeldi. İşte bu hastanede ben ilk büyük operasyonumu yaptım. Ameliyat yaptığım adam, dizkapağı bir top mermisi ile parçalanmış olduğu halde Aleksinaç’tan getirilmiş bit Türk piyade eri idi. Bu Türk eri ameliyat esnasında kloroform ile bayıltılmak istemediğinden bacağını-duyguyu iptal edici hiçbir şey olmaksızın- kestim. O ameliyat sırasında tek bir söz söylemedi. Yalnız iş bitinceye kadar elindeki sigarayı içmeye devam etti. Hastane idare yüzbaşısı yaralıların isimlerini, yaşlarını ve alaylarını kaydetmek üzere defteri ile geldi. Ben erin kesilmiş bacağının derisini kalan kısma kaplayıp dikerken er yüzbaşısının bütün sorduklarına sükunetle ve ameliyatı duymuyormuş gibi cevap verdi. Bu hayretlere değer bir tahammül ve metanet gösterisi idi pek yakında Rus süngüleri üstüne o derece muhteşem bir istekle atılışlarını görecek olduğum askerin ne değerde adamalar olduğunun parlak bir örneği idi!”

Charles Ryan’ın Plevne’de yaşadıkları onu olgunlaştırmıştır. Türk ordusunu, kültürünü yakından tanıyan Ryan, en az bir Türk evladı kadar derin hislerle dolmuş, askerlerin sabır ve tahammülüne hayran duyup, saygı göstermiştir. Bir yıllık süresi dolmasına rağmen ihtiyaç duyulduğu için Osmanlı ordusuna yardım etmeye devam etmiştir.

Charles Ryan Erzurum’da

Charles Ryan Plevne’deki görevinden sonra Osmanlı-Rus savaşında görev yapmak üzere Doğu Cephesi’nde Erzurum’a gitmiştir. Erzurum’da kaldığı bu zorlu günler Ryan’a Plevne’yi aratmamıştır. Erzurum’da savaştıkları tek güç Ruslar değil; salgın hastalıklar, soğuk ve bütün şiddetiyle yağan kar olmuştur. Şehirde bulunan on yedi bin asker gün geçtikçe eriyip tükenmiştir. Ölenlerin sayısı her gün en az 200’dür. Donmuş ve sert toprak sebebiyle mezar kazmaya yetişemeyen askerler, ölüleri arabalara doldurup şehrin az uzağında karların üzerine bırakmışlardır. Charles Ryan bu acı manzarayı şöyle anlatmıştır:

“Bize cenaze arabası hizmetini gören küçük kızaklar her sabah saat ona doğru evimin önünden, hastanelerden toplanmış matemli yüklerini taşıyarak geçerlerdi. Her kızakta on veya on iki ölü oluyordu. Sabahları penceremden baktığım zaman mezarcı postaların geçtiğini görürdüm. Beyaz kefenlere sarılı ölüler kızağa sıkış sıkış yerleştiriliyordu. Kızaklar pek küçüktü, arka tahtaları da olmadığından, ölülerin çıplak ayakları garip bir şekilde kızakların arkasından sarkıyordu. Fakat askerin sürdüğü küçük kızaklar ölümcül bir sessizlik içinde donmuş kar üzerinde kayıp giderken bu sessizlik ta uzaklardan gelen uzun bir uluma ile yırtılıyor, bu ulumanın peşinden bir uluma, bir uluma daha işitiliyor, en sonra da şehirdeki tam bin beş yüz tane aç köpeğin sesi soğuk, berrak kış havası içinde yükseliyordu… Ve bu sesler taşıdıkları korkunç uğursuz mana ile, penceresinden oturup beyaz kefene bürünmüş toprak üzerinde ilerlemekte olan bu kimsesiz beyaz kefenli ölüler alayını seyretmekte olan insanın iliklerini dondurmakta idi.”

Ryan, Erzurum’da bulunduğu sürede her gün yakından şahit olduğu tifüs hastalığına yakalanmıştır. On iki gün boyunca hastalığı çok şiddetli etkisini göstermiş, sonrasında ise hastalığı atlatmıştır. Savaşın bitmesi ve barış anlaşması imzalandıktan sonra Ryan, Erzurum’daki sıkıntılı günlerini geride bırakarak önce İstanbul’a oradan da İngiltere’ye gitmiştir. Doğduğu topraklara, Avustralya’ya dönmesi ise 1878 yılının haziran ayını bulmuştur.

Plevne’den ayrıldıktan yaklaşık yirmi yıl sonra 1897 yılında Charles Ryan, Plevne’de ve Erzurum’da yaşadıklarını anlattığı “Kızılay Altında” anlamına gelen “Under the Red Cressent” isimli bir kitap yayınlamıştır. Ryan’ın yazdığı bu kitap 1962 yılında Ali Rıza Seyfioğlu tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Bu kitap, Gazi Osman Paşa’ya, Plevne’de yaşanılanlara, o dönem ülkenin durumuna dair ışık tutmaktadır. Özellikle Türklere beslediği derin sevgi ve saygıyla bilinen Ryan, kitabında da Türklere olan hayranlığını dile getirmekten çekinmemiştir.

“Bütün doktorluk hayatımda en büyük acılara, azaplara tahammül eden Türk askerlerine benzeyen insanlar görmediğim gibi, korkunç, ağır yaralardan onlar kadar olağanüstü tarzda iyi olup kurtulan adamlara da rastlamadım.”

“Türkler arasında iki yıldan fazla bir zaman içinde geçirdiğim tecrübeler bana anlatmıştı ki, daha medeni olmakla şöhret almış milletlerin Türklerin ahlak ve seciyeleri hakkında edindikleri zan ve kanaat tamamıyla yanlış ve aldatıcıdır. O sırada Türkiye’nin resmi dairelerinde geniş derecede bozukluk bulunduğuna şüphe yoktu; fakat milli karakterin gerçek örneklerini, yani ordudaki askeri, barış vaktinde saf fikirli, nazik, şerefini tanır ve namuslu bulduğum gibi, muharebe meydanında da, Plevne’de Osman Paşa’nın kumandası altında savaşmış olan erlerden daha cesur bir asker de Avrupa kıtasında bulunmadığına eminim.”

“ Türk askerinin bünyesinin son derece kuvvetli olması bizim tedavi işimize çok yardım etmekle beraber, bu adamların ameliyat yaptırmamak için ısrar göstermeleri ölüm vakalarını hissedilir miktarda çoğaltmakta idi.”

Türk askerinin kahramanlığının, acıya dayanıklılığının en iyi örneklerini gören Charles Ryan, Plevne’de Gazi Osman Paşa’yı da yakından tanımış, bizzat görüşme fırsatları olmuştur. Ryan, Osman Paşa hakkında şunları söylemiştir:

“Osman Paşa, savaş sırasında askerlerine karşı hakim ve sert olmakla beraber savaş bitince yaralılarına bakmayı asla unutmazdı. Bu sıralarda, yani üçüncü Plevne muharebesinden sonra paşa hiç durmadan hastaneleri geziyor, kendi huzuruyla yaralılara cesaret veriyor, onlara tatlı sözler söylüyordu. Aynı zamanda iyi çalışan bütün doktorlarla cerrahlara nişanlar verileceğini de bildiriyordu.”

Charles Ryan’ın Osmanlı nişanları.

Charles Ryan, Osmanlı ordusunda görev yaptığı bir yılı aşkın zaman sonunda ülkesine Türk hükümetinin kendisine verdiği dördüncü rütbeli Mecidiye nişanı ve yine dördüncü rütbeli Osmani nişanının yanında Türklere duyduğu derin hislerle dönmüştür.

1878 yılında Avustralya’ya döndükten sonra Melbourne Hastanesi’ne şeref kadrosundan seçilerek burada çalışmaya başlamış, emekli olduğu 1913 yılına kadar da görevini sürdürmüştür. 1914 yılında 1. Cihan Harbi’nin çıkmasıyla beraber Avustralya Kraliyet Kuvvetleri 1. Tümen’in sağlık hizmetlerine katılmıştır. Ryan, Ekim 1914’te Mısır’a giden Anzak birliklerine katılmış, General William Birdwood’un kadrosuna girmiştir. 1915 yılının nisan ayından itibaren ise kırk yıl önce hizmet ettiği ülkeyle karşı karşıya gelecektir. Üstelik göğsündeki Osmanlı madalyaları çevresindeki insanların garibine gidecek, Ryan’ı bu konuda sık sık soru yağmuruna tutacaklardır.

Nisan 1915… Limni açıklarında bir gemi… Çıkarma hazırlıkları tamamlanmış, gemiler hareket için her an emre hazır vaziyette beklemektedir. Müttefik kuvvetlerin çıkarma öncesi son akşam yemeğini 1. Avustralya Tümen Komutanı’nın emir subaylığını yapmakta olan, daha sonrasında ise Avustralya Genel Valisi olacak olan Lord Casey şöyle anlatmaktadır:

“Son akşam, komutan üst rütbeli komutanları gemide yemeğe davet etmişti. Böylece karşılıklı görüşmeler de yapılacak ve gerekli direktiflerde verilecekti. Komutan gemisinin güvertesinde toplanılmaya başlandığı sırada Tümen Baştabibi Doktor General Charles Ryan’ı göğsünde büyük bir Osmanlı madalyası ile gördüğümüzde hayretler içerisinde kalmıştık. Bunun anlamını soranlara ve nihayet bu gece sonunda fiilen savaşa gireceğimiz düşman devletin madalyasını taşımanın uygun olmadığını söyleyenlere Doktor Ryan, gayet skin ve kararlı bir tutum içinde şöyle cevap vermişti: ’Ben bu madalyayı, o ünlü Plevne savunmasında, Osman Paşa’nın emrinde ve kahraman Türk askerleriyle omuz omuza savaşarak kazandım. Aradan geçen kırk yıla yakın bir zaman sonra bugün onlara karşı savaşmaya gidiyorsam, bu Plevne’de silah arkadaşlığı yapmaktan daima iftihar duyduğum Türklere karşı bir düşmanlık nedeniyle değil, sadece bir asker olarak aldığım emrin gereğini yerine getirmek içindir.”

Charles Ryan, sığınağın önünde Mayıs 1915…

İşte Charles Ryan’ın Çanakkale hikayesi böyle başlamıştır. O akşam yemekte söylediği gibi Türklere hiçbir zaman düşmanlık beslememiş ve Osmanlı madalyalarını savaşın sonuna kadar göğsünden hiç çıkarmayarak bunu göstermiştir. Charles Ryan’ın adı İngiliz istihbarat subayı olarak görev yapmış Binbaşı Aubrey Herbert’in 7 Mayıs 1915 tarihli günlüğünde “Türk Charlie” olarak geçmiştir. Herbert günlüğünde bir hastane gemisi olan Lutzow’da kafası bir hayli dolu olan Doktor Ryan’ı gördüğünü yazmıştır.

Charles Ryan sadece “doktor” sıfatıyla değil, çektiği fotoğraflarla da Çanakkale Muharebeleri’nde önemli bir yere sahip olmuştur. Çanakkale’ye gelmeden önce Mısır’da çektiği fotoğraflar, Çanakkale’de kaldığı haziran ayına kadar çektiği fotoğraflarla tarihe ışık tutmuştur. Özellikle 19 Mayıs taarruzundan sonra yapılan ateşkes günü çektiği fotoğraflar günümüze kadar ulaşmış ve olayları bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir.

Charles Ryan’ın Objektifinden Çanakkale…

Charles Ryan, dost bir vatanın toprağında geçirdiği birkaç ay sonunda tifo hastalığına yakalanmıştır. 1915 yılının Haziran ayında önce Mısır’a sonra da İngiltere’ye nakledilmiştir. Ryan, cephe gerisinde de kendi alanıyla ilgili vazifeler yapmaya devam etmiştir. Charles Ryan, 1917 yılında Avustralya Silahlı Kuvvetleri’nin Sıhhiye Komutanlığı’na getirilmiştir. 1919 yılının Mayıs’ında general rütbesiyle emekliye ayrılan Ryan, Avustralya’ya geri dönmüştür.

Yetmiş üç yıllık yaşamına birçok şey sığdıran Ryan, dedesi John Cotton gibi kuş bilimiyle de ilgilenmiştir. 1905-1907 yıllarında Avustralya Kuşbilimi Başkanlığı’nı yapmıştır. Kuşların korunması için çalışmalar yapan Ryan, doğal hayata gösterdiği hassasiyetle de ilgi çekmiştir.

Mena Kampı’ndan genel bir görünüm. Mısır 1915…
24 Mayıs Ateşkes günü ölülerin toplanması…
Şarapnel Vadisi’ne bakan bir siperde asker ayakta durmaktadır.
19 Mayıs taarruzundan sonra bir görünüm…
Ateşkes görüşmesine götürülen Ohrili Kemal gözleri bağlı bir şekilde görünmekte.
19 Mayıs taarruzundan sonra bir görünüm…
19 Mayıs taarruzundan sonra bir görünüm…

Charles Ryan’ın 5 Temmuz 1883 yılında evlendiği Alice Elfrida’dayla iki çocuğu olmuştur. Ryan’ın kızı Ethel Marian Sumner, daha sonradan Avustralya Genel Valisi olacak olan Lord Casey ile evlenmiştir.

Charles Snodgrass Ryan, 23 Ekim 1926’da Avrupa seyahatinden dönüşte gemide kalp krizi geçirerek ölmüştür. Plevne’de başlayan Türk dostluğu Çanakkale’ye kadar uzamış ve devam etmiştir.


KAYNAKÇA      

  • Forster, Frank M.C., Ryan, Sir Charles Snodgrass (1853-1926),  http://adb.anu.edu.au/biography/ryan-sir-charles-snodgrass-8311 (24.06.2015)
  • Herbert, Aubrey-Morgenthau, Henry, Devler Ülkesinde Devler Savaşı Çanakkale, (Çev. Seyfi Say), Ataç Yayınları, İstanbul, 2005
  • Karatay, Baha Vefa, Mehmetçik ve Anzaklar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1987
  • Mütercimler, Erol, Korkak Abdul’den Coni Türk’e, Alfa Yayıncılık, İstanbul, 2005
  • Oral, Haluk, Arıburnu 1915, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012
  • Ryan, Charles, Plevne’de Bir Avustralyalı, (Çev. Ali Rıza Seyfioğlu), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2014
  • Yılmazer, Tuncay, Alçıtepe’den Anafartalar’a Çanakkale Kara Muharebeleri, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2007
  • Görseller, Avustralya Harp Müzesi’nin sitesinden alınmıştır. (www.awn.gov.au)

About the author

ÇSATT

Biz geçmişten geleceğe kurulmuş bir köprüyüz.
Biz 1915’te canlarını feda eden kahraman Türk askerinin torunlarıyız.
Biz Seyit Onbaşı, Yahya Çavuş, Cevat Paşa’yız.
Biz Çanakkale’yiz.
Biz ÇSATT’ız.

Leave a Comment