15. Sayı - Şehit'ten Kale'ler Şehit'ten Kale'ler

Türk Sularında Bir İngiliz Süvari; U-21

Written by ÇSATT

İrem Tuğçe Konuk / Fen Bilgisi Öğretmenliği Bölümü

2014-Aralık sayımızda yer alan bu yazıya emek veren ve hazırlayan üyemize teşekkür ediyor, kalemine sağlık diyoruz.

İyi okumalar…

19 Şubat-18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını ele geçirilip boğaz güvenliğini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen harekâtlarda başarılı olamayan müttefik donanması bu hezimetten sonra İstanbul’u ele geçirmek için bu kez gözünü kara muharebelerine dikmişti. Yeni saldırı planlarını hazırlamış, yeni stratejiler belirlemişti.

İstanbul’a ulaşmak için tek engel olan Çanakkale Boğaz’ını, deniz yoluyla geçemeyeceklerini anlayan müttefik kuvvetler bu sefer donanma destekli bir kara çıkarması fikrinde uzlaştı. 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmayı hedefleyen müttefiklerin artık karadan saldırmaktan başka bir çaresi yoktu. Fakat kara savaşları deniz savaşları gibi olmayacaktı. Kara muharebesi komplike bir durumdu ve tek tek bütün değişkenlerin hesaplanması gerekiyordu. Bu değişkenlerin en önemlisi de cephe hattında çarpışan askeri hem fiziksel hem psikolojik hem de askeri mühimmat açısından rahatlatacak lojistik destekti. Açılan cephenin devamlılığı ancak sürekli gelen yardımlarla sağlanabilirdi. Bu nedenle cephenin sürekliliği için her iki tarafın da savaş meydanına asker ve cephane yardımı yapması gerekliydi.

Gelibolu Yarımadası’nda yaklaşık 9,5 ay süren muharebelerde Osmanlı Kuvvetleri’nin her bakımdan ikmalini sağlayacak nakliyat için üç yol vardı;

  1. İstanbul-Çanakkale deniz yolu,
  2. Uzunköprü’ye kadar tren ve buradan Keşan yolu üzerinden Bolayır ve Gelibolu’ya giden yol,
  3. Karadan Boğaz’ın Anadolu yakasına ve oradan Rumeli yakasına aktarma yolu

Cepheye deniz yoluyla getirilecek olan yardımın gelme süresi bakımından, güvenliği açısından ve taşınabilecek malzemenin sayısı bakımından kara yolundan yapılacak olan ikmalden daha uygundu. Kara yollarının uygun olmaması ve deniz taşımacılığının kendine özgü kolaylıkları nedenleriyle nakliyatın, deniz yolu ile yapılmasının gerekliliği açıkça anlaşılmaktaydı. İşte bu noktada Osmanlı Deniz Kuvvetleri’ne önemli bir görev düşüyordu. Gemilerin intikallerinin sağlanması, bu sürekliliğin devam etmesi donanmanın elindeydi. Aksi bir durumda, hattın kesilmesi Gelibolu Yarımadası’nı savunan 5.Ordu’yu çok zor bir duruma düşürebilirdi. Bu durum İtilaf donanması tarafından da çok iyi bilindiği için denizaltılar bu noktalarda Osmanlı nakliye gemileri için büyük bir tehdit oluşturmuştu. Elbette ki böyle bir durum karşısında Osmanlı’nın en güçlü müttefiki Almanya da bu duruma sessiz kalmamıştı. Düşman kuvvetlerine karşı o da denizaltılarını Türk sularına göndermişti.

1915’in ilk aylarında Amiral Souchon, Türk donanmasının Çanakkale Boğazı’nı korumak için denizaltılara sahip olması gerektiğini öne sürdü. Bunun üzerine Avusturalya ve Almanya’dan boğazı savunmak üzere denizaltılar istendi. İşte Boğaz’ı düşman denizaltılarından koruyacak, ikmal hattının kesilmesini önleyecek denizaltılardan biri de Almanların o zamanın teknolojisine öre en üstün sınıfa ait U21 denizaltısıydı.

Alman Denizaltıları U-22-20-19-21 Kiel Limanında iken. 17 Şubat 1914

U21 GELİYOR

Doğu Akdeniz’e; daha büyük, okyanusa uygun bir denizaltının gönderilmesi konusu 17 Mart’ta Almanya ‘da yapılan ve Denizcilik Bakanlığı’nı temsil eden Tümamiral Paul Behncle’ nin ve Deniz Yüzbaşısı Otto Hersing’in katıldığı bir toplantıda ele alındı.

Otto Hersing tecrübeli bir subay olduğu için U21 denizaltısına en uygun komutan olacağına karar verilmişti. Hersing, 1.Dünya Savaşı’nın başladığı, sıralarda, 5 Eylül 1914 tarihinde İngiltere’ nin büyük kuzeydoğusundaki Firth of Forth Körfezi’nde İngiliz kruvazörü Pathfinder’i 3,5 dakika içinde sulara gömen komutandı.

U21 denizaltısına en uygun komutan olacağına karar verilen kişi Otto Hersing (solda)
Denizcilik Bakanlığı’nı temsil eden Tümamiral Paul Behncle (sağda)

Batan İngiliz zırhlısında bulunan 350 kişiden sadece 11 kişi kurtarılabilmişti. Bu başarının önemi çok büyüktü, çünkü U21 adındaki bir denizaltından gelen ve hedefi tutturan ilk torpidoydu. Bu başarının devamı da geleceğe benziyordu…

Toplantıda bütün gemiler değerlendirildikten sonra, U21’in bu yolculuğa başlaması kararlaştırıldı.

5 Eylül 1914 tarihinde İngiltere’nin kuzeydoğusundaki Firth of Forth Körfezi’nde Otto Hersing’in batırdığı İngiliz kruvazörü Pathfnder.

30 Mart’ta U21’in gönderilmesi Kayzer tarafından onaylanınca Hersing, 25 Nisan’da Wilhelmshaven’den ayrılarak tarihi yolculuğa başladı.

25 Nisan günü U21’in yola çıkması biraz gecikmişti. İngiliz Donanma İstihbaratı, denizaltının Almanya’dan ayrıldığını fark etti. Fakat nereye doğru yol aldıklarını anlayamadı. Yola çıkan Hersing ve mürettebatı karşılarına çıkabilecek mayın gibi tehlikelere karşı güvenli bir yol tercih etmeleri gerekiyordu. Bu yol da İskoçya üzerinden gidilen yoldu. Güvenli bir yol dışında mühim bir nokta daha vardı. Böylesine uzun bir yolda karşılaşabileceği en büyük sıkıntılardan biri de yakıttı. Limanından 56,5 ton yakıtla çıkmıştı. Berlin’deki Amirallik 3 farklı kıyı da üç farklı yakıt gemisi ayarlamıştı. Wilhelmshaven’den ayrıldıktan yaklaşık bir hafta gibi bir süreden sonra U21 artık İspanya’nın kuzeybatı sahili açıklarındaydı. 2 Mayıs 1915 günü U21 ilk yakıt ikmalini almak için Morzala malzeme gemisinin olduğu sahile yanaştı. Gece büyük bir titizlikle yakıt ve yiyecek sevkiyatına başlandı. U21, o gece büyük miktarda gıda ve ertesi sabah saat 05.15’te de 12,5 ton yakıtla 1,9 ton motor yağı aldı. Ancak onları büyük bir sorun bekliyordu. Ertesi gün yakıtın denenmesi sırasında yakıtlar arasındaki yanma noktasındaki değişiklikten ötürü alınan yakıtın kullanılamayacağı görüldü. Hersing’in bir an önce bu durumu çözmesi gerekiyordu. Çok zor bir durumdaydı ve doğru bir karar almalıydı.

“Yakıtım 26 ton. Geri dönmemeye, Cattaro’ya ulaşmayı denemeye karar verdim. Eğer çok sık ve uzun süreli dalmak zorunda kalmazsam, yakıtı tutumlu kullanarak (9 deniz mili hızla) çok az bir yakıt yedeği kalmış olarak, bunu başarabilecektim. İngiliz savunma önlemleri yüzünden Manş Denizi’nden dönmek sakıncalı olacaktı. İskoçya çevresinden dolaşmaksa, artırılmış güvenlik önlemleri yüzünden yolu sürdürmekten daha güç olabilirdi. Geri döndüğünde, daha sık dalmak zorunda kalınacağından, aradaki (200 deniz millik) küçük kazanım, kalmamış olacaktı. Ayrıca kuzeyde hava koşulları Akdeniz’de olduğundan daha kötü olacaktı. Sonuçta geriye dönmek, girişimin oldukça gecikmesine yol açacaktı.”   

Yüzbaşının aldığı bu karar olağanüstü bir önem taşımaktaydı. Önemliydi çünkü eğer geri dönseydi, devam etmeseydi belki de birkaç hafta sonra Çanakkale Boğaz’ı önündeki başarısını sağlayamayacaktı. Verdiği karadan ötürü Cattaro’ya doğru yol alan U21 mümkün olduğunca gemi hatlarından uzak durmaya çalıştı. Cebelitarık’a kadarki yolculuk, sakin denizde dört güneşli gün sürdü ve U21 bir kez bile dalmak zorunda kalmadı.

13 Mayıs günü denizaltı Cattaro limanına, eskiden orada bulunan Fürst Bismark gemisinin yanına bağlandı. U21’in sadece 18 saatlik bir yolculuğa yetecek kadar az yakıtın kalması Hersing’i çok fazla telaşlandırmıştı, o 1,8 sayısı yıllar boyunca hafızasından silinmeyecekti. U21 zorlu yolculuktan sonra Cattaro’da bir hafta kadar kaldı. Bu sırada, onarımları yapıldı, yakıt ve yiyecek ihtiyacı giderildi. Hatta düşman kuvvetlerinin kafasını daha da karıştırmak için denizaltının ismi U51 olarak değiştirildi. Tüm hazırlıklar yerine getirilince 20 Mayıs günü saat 18.50’de, Pondur destroyeri tarafından kıyıdan aşağıya doğru yöneltildi. Ege denizini aştı ve Gelibolu Yarımadası’na geldi.

Artık o tarihi olayların yaşanacağı, büyük başarıların sergileneceği günler yaklaşmıştı. U21 Gelibolu’daydı. 24 Mayıs günü öğlen saatlerinde Dedeağaç bölgesinde bir Rus kruvazörü gördü. Bu kruvazör Askold’du. Gördü görmesine fakat saldırmayı aklından bile geçirmedi. Aslında saldırdığı takdirde başarılı olacağından emindi. Saldırmadı çünkü hedefinde daha aşağılarda bulunan İngiliz-Fransız filosu vardı. İngiliz olmayan bir gemiye saldırarak, ana hedefini kaçırmak istemiyordu. Hersing’in bu akıllıca tutumu, kendisine ertesi ve onu izleyen gün, büyük bir başarı getirecekti.

25 Mayıs 1915 sabahı U21 daldı… Saat 04.00’da bir Fransız zırhlısı olan Suffren periskobunda gözükmüştü. Ama bir kez daha saldırmaya karar verdi, saldıracağı kruvazör bir İngiliz kruvazörü olmalıydı. Hersing görülmemek için periskobunu çok nadir ve kısa zamanlı çıkarıyordu. İlerlemeye devam ederken üç adet İngiliz zırhlısı gördüğünü düşündü. Evet, bunlar İngiliz zırhlıları olmalıydı. Sonunda amacına ulaşmasına az kalmıştı. Hersing’in gördüğü gemiler; Majestic, Swiftsure ve Agamemnon’du. Arayışına Kabatepe açıklarında yapmaya devam etti. Kısa bir süre sonra periskobunu dışarı çıkardı ve büyük olasılıkla Triumph sınıfı bir gemi gördüğünü düşündü. Çevresinde sürekli olarak bir destroyer volta atıyordu. Periskobunu alçaltan Hersing, 21 metreye daldı ve ona doğru ilerledi. Alttan geçerken pervanelerin sesini duyabiliyordu ve dört buçuk saat düşmandan kaçınıp manevra yaptıktan sonra, U21 sonunda savaş gemisinde torpido fırlatabilecek konuma geldi. Algılanmamak için periskopunu çok az kullanan Hersing, ateş etme pozisyonuna geçmek için bekledi.

U21’in Kabatepe önlerinde batırdığı Triumph zırhlısı

“Periskop dışarı!” H.M.S Triumph, büyük bir görkemle bordamızda ve sadece 275 metre uzaklıkta duruyordu. Hiçbir denizaltı böyle bir hedef yakalamamıştı. “Torpido-ateş!” emri verirken kalbim yerinden fırlayacaktı. Denizaltının içindeki mürettebat 2 kere patlama duydu. Biri bir çarpma sesi diğeri ise patlama sesiydi. Destroyerin yakında olması sebebiyle Hersing ölüm getiren atışının başarısını göremedi.

U21’in ateşlediği torpidoyla Triumph zırhlısı sadece 8 dakika içerisinde batmıştı. Birden yana yattığını gören diğer muhripler Triumph’a yardım etmek isteseler de edememişlerdi. Triumph çoktan boğazın serin sularına gömülmüştü bile…

Yaşanan bu kötü olay sonucunda sadece Majestic ile De Robeck’i bir yerden diğerine taşıyan küçük bir tekne olan Triad kalmıştı. Tüm zırhlılar Mondros’a veya Kefaloz’a geri çağırılmıştı. Deniz yüzeyinde devam eden yoğun faaliyetlerden ötürü Hersing güvenlik açısından dipte kalmayı tercih etti. U21 28 saattir suyun altındaydı, oksijen değeri gittikçe düşüyordu ve artık mürettebat hareketlerinde zorlanmaya başlamıştı. U21’in su üstüne çıkması artık şart olmuştu. Yüzeye çıktı ve bataryalarını şarj etti.

27’sinde gün ağardığında deniz çok hareketliydi. Hareketliydi fakat ortada kayda değer bir savaş gemisi bulunmuyordu. Bu nedenle, Yüzbaşı, rotasını daha güneye Helles Burnu’na çevirdi. Ve sonunda deniz üstünde istediği gibi bir faaliyet görebildi. Kumsalın kıyısında bir nakliye olayı söz konusuydu. Karaya yapılan çıkarmayı da bir gemi koruyordu. Bu gemiyi fark eden U21 heyecanlanmaya başlamıştı bile. Gemi Majestic sınıfındandı. Çıkarmayı koruyan Majestic’i de birçok küçük devriye gemileri koruyordu. Bunlara rağmen Hersing yavaş yavaş denizaltıyı gemiye ateş edebilecek konuma getirdi. Saat 05.38’i gösterdiğinde 120 derecelik bir açıyla torpidosunu fırlattı, akabinde bir patlama sesi işitildi. Hersing’in vurduğu savaş gemisi, İngiliz donanmasının en eski gemisi ve yukarıda belirtildiği gibi, Amiral Nicholson’un sadece birkaç gün önce bayrağını taşıdığı Majestic ’in ta kendisiydi.

Majestic batarken…

Gelecek günlerde U21 kendine yeni hedefler aradı fakat istediğini bulamadı. Günlerce su altında dolaştı durdu. Yalnızca yüzeyde destroyerler, balıkçı tekneleri ve yardımcı gemiler vardı. Limni’ye çekilen gemiler, kuşkusuz ana üs Mondros Limanı’nda, Gökçeada’daki Kefaloz koyunda olduğundan daha iyi korunuyorlardı. Bu yüzden Hersing, 1 Haziran sabahı Bodrum’a dinlendikten ve yakıt aldıktan sonra tekrar Çanakkale’ye gitmek üzere demir aldı. 2 Haziran sabahı saat 09.00’da Boğaz’dan içeri girdi. Öğleden sonra Türk torpidobotuyla beraber İstanbul’a doğru yol aldı. Başarılı denizaltı Wilhelmsahven ’den ayrıldıktan kırk gün sonra, yani 5 Haziran 1915 günü İstanbul’a ulaştı. Yaklaşık bir ay kadar bir süre içerisinde denizaltı tamir edildi ve eksikleri giderildi. Çanakkale Boğazı’ndan geçerek geri dönmeye hazır hale getirildi. 3 Temmuz günü Yarhisar gemisi eşliğinde İstanbul’dan ayrıldı. 4 Temmuz’da Gelibolu Yarımada’sı açıklarında tekrardan kendine hedef aramaya başlamıştı bile U21. Etrafına göz gezdiren denizaltı bir Fransız nakliye gemisine saldırmayı planladı. Torpidosunu Carthage’e doğru fırlattı. Geminin arka tarafından isabet alıp patlamasına yol açtı. Sonraki iki gün boyunca eline başka bir gemiyi batıracak bir imkân geçmedi. Fakat 6 Temmuz günü Kabatepe açıklarında sabahın erken saatlerinde bir sürü nakliye gemisi gördü. Onları izlerken denizaltının periskobu görüldü. Balıkçı gemilerinden bir tanesi anında denizaltıya doğru yöneldi. Denizaltı dalmak zorunda kaldı ve bir patlama sesi duyuldu arka tarafta. Kontrol odasındaki tüm cihazlar devrildi. Gevşeyen dış kapaklardan içeri su sızmaya başladı. Kontrol çabuk sağlanarak tüm odalara su girmesi engellendi ve bir an önce İstanbul’a geri dönülmesi kararlaştırıldı. Ayın 11’inde İstanbul’a varıldı. Denizaltının hasarlarını onarmak 6 hafta boyunca sürdü. 28 Ağustos günü onarımı tamamlanan denizaltı tekrardan İstanbul’dan ayrıldı. Kendine bir hedef bulamayınca Mondros’a gitmeye karar verdi. Mondros’ta istediğini bulamayınca Hersing, Donanma’ya Cattaro’ya gitmeyi düşündüğünü bildirdi. Donanma komutanı da onay verince artık denizaltı 16 Eylül’de Türk sularından ayrılarak, Cattaro’ya ulaştı ve büyük bir bakım için Pola’ya gönderildi.

Düşman kuvvetlerinin ana gemilerini Çanakkale Boğazı’ndan çekilmek zorunda bırakarak, olağanüstü işler başaran U21, iki yılda İtilaf Devletleri’nin ticaret gemilerine saldırmakla görevlendirildi. 1917’nin Mart ayında Almanya’ya kendi topraklarına büyük bir gururla geri döndü. Kayzer, denizaltının tüm mürettebatına Iron Cross madalyası verdi. Elbette ki de bu kadar büyük başarıların altına imzasını atan Hersing’i de unutmadı.

U21’in isabet alıp patlamasına yol açtığı Fransız nakliye gemisi Carthage.

Denizaltının komutanına da Almanya’nın en büyük onuru, Pour Le Merite ödülü verildi. Otto Hersing bu ödülü kazanan ilk Alman denizaltı subayı oldu. Hersing, savaşın sonunda, arkasında coşku, gurur, acı ve gerilimlerle yaşanmış süreci, bir de denizaltısı U21’i bırakarak teslim etmek zorunda kaldı. Savaş sonunda Almanya mağlup olan taraf olduğundan tüm gemilerine ve denizaltılarına kısacası donanmasına İngiltere tarafından el konuldu. U21’de bunların arasındaydı. 1919 Şubat başında, açık deniz çekicisi Loboe’nin önderliğinde İngiltere’ye teslim yolculuğuna çıktı. Denizaltı çekilirken “gizemli” bir şekilde sızıntı oluştu ve U21 bir daha dönüşü olmayan sessizliği içinde 42 dakikada kayboldu…

Başarılı denizaltı U21, işte orada denizin dibinde yatıyor. Denizin sonsuzluğu ve güzel dinginliği içinde…   


KAYNAKÇA

  • Çanakkale Deniz Komutanlığı, Çanakkale Deniz Savaşları 1915, Deniz Basımevi Müdürlüğü, İstanbul, 2008
  • Hersing, Otto, Çanakkale Denizaltı Savaşı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul,2009
  • Ruddenno, Victor, Gelibolu Denizden Saldırı, ODTÜ Yayıncılık, Ankara, 2009

About the author

ÇSATT

Biz geçmişten geleceğe kurulmuş bir köprüyüz.
Biz 1915’te canlarını feda eden kahraman Türk askerinin torunlarıyız.
Biz Seyit Onbaşı, Yahya Çavuş, Cevat Paşa’yız.
Biz Çanakkale’yiz.
Biz ÇSATT’ız.

Leave a Comment