5. Sayı - Şehit'ten Kale'ler Şehit'ten Kale'ler

Boğaz’ın Fedaileri

Written by ÇSATT

Esra Görmüş /
,
2008-Haziran sayımızda yer alan bu yazıya emek veren ve hazırlayan üyemize teşekkür ediyor, kalemine sağlık diyoruz.
İyi okumalar…

Asırlardır bütün dünya ülkelerinin gözü hep üzerindeydi. Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan en önemli geçit noktasını oluşturuyordu. İstanbul’un giriş kapısı konumundaydı. Bu girişin kilidini açan, o şaheser şehrin sahibi olacaktı. Dünya haritasına baktığımızda tam merkezde bulunan Anadolu’nun küçük bir parçasıydı. Kendisi  küçüktü fakat üzerinde yaşanacak olan olaylar yüzyıllarca unutulmayacak, tarihin sayfalarında yerini her zaman koruyacaktı. Bütün gözleri her zaman üzerine çeken işte bu yer; Çanakkale idi.

Yıllar önce gözlerini Boğaz’a diktikleri gibi yine aynı iştahla, aynı ümitle Çanakkale Boğazi’na yönelirler. Artık, Türklerin Trablusgarp ve Balkan yenilgileri ile tamamen tükenmek üzere olduklarını düşünecekler ve bir sırtlan kümesi gibi Türk’ün boğazına üşüşeceklerdi. Bu saatten sonra onlar için Türklerin sonunu getirmek çok kolay bir işti. Çanakkale Boğazı’nın önemini Osmanlı Padişahları bildiği için Boğaz’ı tamamen kale, tabya ve bataryalarla donatacaklardı. Boğaz’da bu istihkamlar olduğu sürece de Türk milleti biliyordu ki; Çanakkale Geçilmez!

Cevat Paşa

3 Kasım 1914 tarihinde Çanakkale Boğazı’nın girişinde bulunan Seddülbahir, Ertuğrul, Kumkale ve Orhaniye tabyalarını bombardımana tutup Türklere yakında Boğaz’a saldıracakları haberini verirler. Bu saldırıyı kesinleştirdikten sonra da bundan 108 yıl önce 19 Şubat 1807’de Amiral Duckworth tarafından Boğaz’ın geçilip istanbul’a ulaşılmasını yıl dönüm olarak kabul edecekler ve 19 Şubat 1915’te Çanakkale Boğaz’nı geçme planlarına koyulacaklardır. 18 Mart saldırısına kadar durmadan istihkamları topa tutarak mayınları toplamaya çalışırlar. 18 Mart 1915 günü daha yenilgi yüzü görmemiş olan ingiliz donanmasının güçlü Fransız donanmasıyla birleşerek dün yanın yenilmez armadasını oluşturacak, hedeflerine ulaşmaya çalışacaklardı. Fakat o gün; Türkün sabrı, metaneti ve vatan sevgisi karşısında çaresiz kalacak, Boğaz’ın fedailerine takılacaklardı.

Çanakkale’nin Geçilmezliğini tüm dünyaya gösteren, son kalenin bekçiliğini yapan Boğaz’ın fedailerinden bazılarını sizlerle paylaşacağız.

Hasan-Mevsuf (Dardanos) Bataryası

Dardanos Bataryası kıyıdan 400 m. mesafede Boğaz’a egemen bir tepenin yakınında çok iyi seçilmiş bir mevziye yerleştirilmiştir. Merkeze 12 km, İzmir anayoluna 1.5 km uzaklıktadır. Batarya, II. Abdülhamit tarahından 1892 yılinda boğaz tahkimatını güçlendirmek amacıyla Mareşal Asaf Paşa’nın sürekli çalışmalarıyla Topçu Birliği için yaptırılmıştır. Kepez’in güneyinde kurulan bu batarya, 150 mm’lik seri ateşli ingiliz Vickers toplarına sahiptir. Bunlarin ikisi “Muin-i Zafer”, üçü “Asar-ı Tevfik” gemilerinden çıkarılan bahriye toplarıdır.

Dardanos Batarya Komutanı Üsteğmen Hasan Hulusi; 1886’da Kilitbahir Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Harp okulunu 1906’da bitirmiş, bir sene de Mühendishanei Humayunida okumuştur. Topçu Küçük Zabit Mektebi’nde öğretmenlik yaparken Dardanos Bataryası’na atanır. Bunun üzerine bataryaya kabiliyetli öğrencilerini toplar. 1. ve 2. toplarını 21 yaşındaki Asteğmen Adil Efendi, 3. ve 4. toplarınıda 19 yaşındaki Edremitli Zabit Vekili İsmail Hakki Efendi kumanda etmekteydi. Nişangah Çavuşu ise Yozgatlı Yunus Çavuş’tur.Batarya’ya gözetleme subayı olarak gelen Teğmen Mevsuf ise; 1893 yılında Trablusgarp’ta doğmuş, 1914’te Harp Okulu’ndan mezun olmuştur.

18 Mart öncesi Boğaz’a yapılan saldırılarda Dardanos Bataryası etkin ateşleriyle üstün başarn göstermiş, Birleşik Filo’nun adeta korkulu rüyası ve bir numaralı hedefi olmuş- tur. 18 Mart 1915 tarihinde Dardanos’un başlıca görevi; Boğaz’daki mayınlan düşman mayın tarayıcılanna karşı korumaktı. Savaşın ilk saatlerinden itibaren sesini tüm dün yaya duyurmak istercesine kükremeye başlayan batarya, yaptığı isabetli atışlarıyla Agamemnon (3 isabet: ikisi güvertesine, biri arka bacasına), Queen Elizabeth (4 salvo yolladı: üçü güverteye, biri arkasında su sütunu kaldırdı), HMS Prince George, HMS Triumph zirhlılarına büyük hasar verdirmiştir. Ayrca yara alıp filo tarafından kurtarılmaya çalışılan HMS Iresistible gemisinin batmasında da önemli rol oynamıştır.

 Batarya’nın sabahtan beri susmayışı ve gemilere isabetli atışları donanmanın tüm ateşini üstüne çekmistir. 18 Mart günü, Türklere ait 22 batarya 2250 mermi harcarken, Itilaf Filosu sadece Dardanos Bataryası’na 4000 kadar mermi atmıştır. Dardanos Bataryası ise buna karşı 115 mermi ile karşılık vermiştir.

Dardanos Bataryası’na düşen mermiler bataryanın görevini yapmasını engelleyememiştir. Ne var ki öğleden sonra 4000 top mermisinden birinin telefonun bulunduğu sipere düşmesi üzerine batarya bir müddet susmak zorunda kalmıştır. Üsteğmen Hasan Hulusi’nin babası Emekli Yüzbaşı İsmail Bey’e verilen bilgiye göre olay şöyle olmuştur: Bouvet’in batışından sonra gözetleme yerindeki batarya komutanına telefona çağrıldığı bildirildi. Çağıran Tabur Komutani Nihat Bey’di. Telefonun bulunduğu siper gözetleme yerinden biraz uzakta ve düşman mermisinin fazla düştüğü bir yerdeydi. Üteğmen Hasan telefona giderken arkasından gelen Teğmen Mevsuf’a neden geldiğini sorar. Üstü başı toz toprağa bulanmış Teğmen de, çok susadığını söyler ve beraber telefonun bulunduğu sipere girerler. Onlar sipere girer girmez düşman salvosu siperin önündeki toprağı havaya kaldırıp üzerlerine örter. Topraklar elden geldiği kadar çabuk kaldırılsa da altında kalanlar çoktan şehitlik mertebesine ulaşmıştır (3 subay, 3 er). Bu zamana kadar sesi kesilmeyen batarya geçici olarak susmuştur. Fakat bu susuş uzun sürmemiş, kutsal nöbet görevini devralan Yüzbaşı Muhittin, kahraman Mehmetçiklerimizin olağanüstü çabalarıyla üç topu ateşe hazır hale getirerek ateşe yeniden başlamış ve iti- laf Donanması’nı şaşkına çevirmiştir. Savaş gemileri ateşlerini bu yöne yöneltseler de bataryayı susturmayı başaramamışlardır.

Hasan Hulusi’nin savaştan bir gün önce kız çocuğu dünyaya gelir. Cevat Paşa kendisine izin verip kızını görebileceğini söyler. Fakat Üsteğmen “Ya ben gittiğimde savaş çıkar ve arkadaşlarım şehit olursa.” diyerek bunu kabul etmez. 18 Mart günü ise şehit olur. Üsteğmen Hasan’ın vasiyeti üzerine kızına Didar ismi verilir Didar büyüdükten sonra yıllarca hiç görmediği, tanımadığı babasnin yattığı şehitliğe gelir, Çanakkale’deki törenlere katılarak babasının anısını yaşatır. Didar hasretle beklenen, gözbebeğ anlamına gelir.

Üteğmen Hasan’ın şehadetinden sonra Cevat Paşa kabri başında şu konuşmayı yapar: “Askerlerl Burada Hasan adlı bir arkadaşınız yatmaktodır. Fani mevcudiyetinden daha çok işler beklenirken şehitlik mertebesine erişip ebediyete intikal etti. Elbette bu zaferler bizi şerefli bir sulha kavuş- turacak. Hepiniz birer gazi olarak evlerinize döneceksiniz. Eğer bir gün bir oğlunuz olursa ismini Hasan koyunuz ki, O’nun içimizde yaşayan kahraman ruhu ile beraber ismini de yaşatalım.”

18 Mart günü kahramanca savaşan; vatanı, milleti, geleceği için şehit olan iki subayımızın saygın adlarına ithafen bataryanın Hasan-Mevsuf olarak adlandırılması; Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığı ekli 702 sayılı yazısıyla Başkomutanlığa önerilmiş, Başkomutanlık tarafindan ekli cevabı yazısıyla kabul edilmiştir. Bunun üzerine Dardanos Bataryası, “Hasan-Mevsuf Bataryası” olarak harp tarihimizdeki onurlu yerini almıştır.

Rumeli Mecidiye

Kilitbahir Köyü’nün 300 m güneyinde, Kilitbahir-Alçıtepe yolu üzerinde bulünmaktadır. Tabyanın kuzeyinde Mecidiye Şehitliği ve Anıtı, doğusunda yol kenarında ise Seyit Onbaşı heykeli bulunmaktadır.

Tabya, Sultan Abdülmecit tarafından Kırım Savaşı sırasındaki gelişmeler üzerine inşa edilmiştir. Tabyada 24’lük toplar 32 m, 35’lik toplar 40 m aralıklarla yerleştirilmiştir. Toplar zeminden 1 m yükseklikteki sehpa üzerine konulmuştur. Topun arkasından bonetlere geçmek için eni boyuna eşit bir kapı bulunmaktadır. Bu kapıların birinden mermi diğerinden ise hartuç getirilmektedir. Bonetlerin içerisinde karşılıklı iki oda ile birbirine dik iki koridor bulunan, dışarıdan genişliği 13, uzunluğu 12 m olan cephanelikler bulunmaktadır. Tabyada dokuz adet bonet vardır.

Tabya Komutanı Yüzbaşı Mehmet Hilmi; 1884 yılında Manastır’ın Kınalı Köyü’nde dünyaya gelmiştir. 1905’te Harbiye Mektebi’nden mezun olmuştur. Daha sonraları Çanakkale Mecidiye Tabyası’na Grup Komutanı olarak atanır. Çanakkale Savaşlarında gösterdiği başarılarından dolayı birisi Sultan Reşat’tan, ikisi Almanlardan olmak üzere üç madalya kazanmıştır.

18 Mart’ta ateşe ilk başlayan tabya olduğundan birçok geminin ateşi buraya çevrilmiş ve isabetli atışlar gerçekleştirilmiştir. Önce ikinci topun solundaki cephaneliğe bir mermi düşer. Daha sonra 3. ve 4. topların cephanelikleri delinir. Bir mermi de 2. topun sol koridorunu yı-kar. Diğer tabyaların ateşe henüz başlamamış olmaları Rumeli Mecidiye’nin işini zorlaştırmış ve yaralı şehit sayısını arttırmıştır.

Rumeli Mecidiye Tabyası Komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey ve Mülazım Fahri Efendi

18 Mart günü Fransız zırhlılarının ağır hasara uğraması sonucu saat 14.00’te Suffren Zırhlısı büyük bir süratle dışarı çıkmakta, Bouvet de onu takip etmekteydi. Hafif yara alan Bouvet, Mecidiye Tabyası’ndan Hilmi Bey’in attığı merminin, geminin bacasına isabet etmesi ile cephaneliği bertaraf olmuştur. Kısa bir süre sonra Fransızların “Yarım Dünya” dedikleri Bouvet batmıştır. Gemi Komutanı Rageot dahil 639 kişilik mürettebattan az sayıda kişi kurtanılabilmiştir. Kurtarma sırasında ise Türkler bölgeye ateş açmamıştır.

Ayrıca hepimizin bildiği Seyit Onbaşı’nın, Niğdeli Ali’nin yardımıyla kaldırdığı top mermisi, vinç aksamı bozulan topun namlusuna yerleştirilmesiyle, İngilizlerin Ocean Zırhlısının dümeninden yaralanmasına, zırhlının Nusret’in döşediği mayınlara çarparak batmasına neden olmuştur.

18 Mart günü büyük başanılar kazanan Mecidiye Tabyası gün boyunca 93 mermi atmıştır. Mecidiye Tabyası’nda 16 şehit verilmiş ve yakınına defnedilmiştir. İsmi belirlenen şehitlerimiz: Ispartalı Ali Çavuş, ivrindili İsmail Oğlu Mehmet, Mustafa Oğlu Süleyman’dır.

 Bu tabya 14 Kasım 1980’de Kültür Bakanlığı tarafından “Korunması gereken kültürel varlık” olarak tescil edilmiştir.


KAYNAKÇA

  • MÜTERCİMLER, Erol, “Gelibolu 1915”, Alfa Yayınları, Melisa Matbaacilik, İstanbul, 2005.
  • GENÇCAN, M, İhsan, “Çanakkale Savaşlarından Altın Harfler”, Bayrak Yayınlan, 1997.
  • GÜNEŞEN, Fikret, “Çanakkale Savaşlan”, Mart 1986.
  • ÇAMOĞLU, Şemsettin, “Çanakkale Boğazı ve Savaşlan”, Kutulmuş Matbaas, İstanbul, 1962.
  • EREN, Ramazan, “Çanakkale Savaş Alanlan ve Gezi Rehberi”, Zirve Basım Ltid. Şti, İstanbul, 18 Mart: 2005.
  • SANLITOP, Gazanfer, “Çanakkale Geçilemedi-Yüzbaşı Mehmet Hilmi”, GOA Basım Yayın ve Tan. Hiz. San. Tic. Ltd. Şti, 2006.
  • SANLITOP, Gazanfer, “Cepheden Cepheye Bir Ömür Yüzbaşı Mehmet Hilmi”, Alfa Yayınlan, 2007.

About the author

ÇSATT

Biz geçmişten geleceğe kurulmuş bir köprüyüz.
Biz 1915’te canlarını feda eden kahraman Türk askerinin torunlarıyız.
Biz Seyit Onbaşı, Yahya Çavuş, Cevat Paşa’yız.
Biz Çanakkale’yiz.
Biz ÇSATT’ız.

Leave a Comment